15 Nisan 2016 - 05:30
Alisiz Aleviliği Yaymak İsteyenler Kimlerdir?

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği eski başkanı Murtaza Demir, Alevilere yönelik yozlaştırma faaliyetleri konusunda Odatv.com’da yayımlanan değerlendirmesinde aşağıdaki hususlara dikkat çekiyor:

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA -  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği eski başkanı Murtaza Demir, Alevilere yönelik yozlaştırma faaliyetleri konusunda Odatv.com’da yayımlanan değerlendirmesinde aşağıdaki hususlara dikkat çekiyor:
Çeşitli toplantı ve muhabbetlerde özellikle Avrupa’da yaşayan Alevi canlar içinde müthiş bir kafa karışıklığına şahit oluyorum. Bazı misyoner “Alevicilerin” ve Alevi kurum yöneticilerinin “özel amaçlı” gayretleri sonucunda, ecdattan intikal eden Hak Muhammed Ali Yolu’nun, yani geleneksel Aleviliğin içinin boşaltılmaya çalışıldığını, çeşitli siyasetlere, amaçlara ve kişisel ikbal arayışlarına peşkeş çekildiğini üzüntüyle görüyorum.
Aleviler, bir yandan sistemin zulmüne, kuşatmasına, tuzaklarına, müfterilerine, dönme ve düşkünlerine ve pazarlamacılarına karşı mücadele verirken, diğer yandan da “Alevi önderi” dostların; yazı, demeç, eylem ve kitaplarıyla öğretinin içinin boşaltılması adına verdikleri mücadeleye karşı durmaya çalışıyorlar…
Bu analiz çerçevesinde canların kafa karışıklığına yanıt aramaya, kimi amaçlı ve veya kimi cahilane yönlendirme gayretlerini deşifre etmeye, yanlış değirmene su taşıyan canları uyarmaya ve naçizane önermelerde bulunmaya çalışacağım…

Kafa karışıklığına neden olan belli başlı iddia ve yönlendirme çabalarını ve bu iddiaları yaymak adına büyük çaba içinde olan çevreleri şöyle sıralamak/sınıflandırmak mümkün;
1.   “Alisiz Alevilik” mucitleri…
2.   “Alevilik İslam dışıdır” projesi, iddiası ve taraftarları.
3.   “Aleviler Türk değil; lo, la, Hatti, Luvi, Hitit’tir, Sümer’dir” savını ortaya atan, bu sav üzerine kitaplar, broşürler, ilanlar, tezler yazan, paneller, sempozyumlar düzenleyen dernek yöneticileri ve “tarihten bihaber tarih otoriteleri…”
4.   “Pir Sultan Abdal yoktur; Alevilerin Pir Sultan Abdal olarak bildikleri büyük halk ozanı 7. yüzyılda yaşayan bir Hıristiyan papazıdır: adı Pir Silviyanus’tur” diyen inkârcılar,
5.   İtikatları-inançları olmayan, ceme-cemaate katılmayan, dara durmayan, musahip tutmayan fakat siyaseten atlama tahtası olarak kullanmak üzere Alevi derneklerini ele geçiren bezirgânlar…
6.   İç ve dış kimi mahfillere bağlı olan, Yol’un kendisine ve Yol’a talip olanların arasına ikilik ve fitne sokan, Yol’un; İmam Ali, Şah Hüseyin, Hace Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal gibi en temel değerlerini tartışılır kılarak, Alevilerin binlerce yıl öncesinden gelen birliklerini bozup siyasetleri adına kullanmak isteyenler…
7.   HDP’nin kurdurttuğu Siyasal amaçlı “Alevi Dernekleri…”
8.   AKP’nin kurdurttuğu veya ekonomik olarak desteklediği “Alevi dernek ve vakıfları…”
9.   Ve son olarak Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı “Aleviler…”
GELENEKSEL ALEVİLİK
Bu sınıflandırmanın altını doldurma çabasından önce şu hususun altını çizmek gerekir. O da şu; öğretiyi, binlerce yıl öncesinden günümüze taşıyan ecdadımız, ulularımız ve ozanlarımız Yol’u “Hak, Muhammed, Ali” üçlemesiyle özetlemiş. Yol; Hatai (Şah İsmail) tarafından kurumsallaştırılmış, Balım Sultan tarafından sistematik hale getirilmiştir. Ben, kendisini “Hak, Muhammed, Ali” üçlemesiyle tanımlayan bu itikade “geleneksel Alevilik” diyorum. …
(…)
… Bugün İslam coğrafyasında yaşanan boğazlaşmanın en temel nedenlerinden biri, Sünni İslam’ın Ebu Hanife yorumunu bırakıp, Muaviye İslam anlayışına evrilmesi-şemsiye olması, korumaya çalışması ve özdeş bir görüntü vermesidir. Özetle; İslam’ın en baskın-kıyıcı yorumu olan ve kökü Ebu Süfyan ekolüne dayanan Muaviye anlayışı, İslam dünyasında hâkim ekol olmak çabası içindedir ve İslam dünyasını kan gölüne çeviren bu anlayış, ülkemizde de ciddi anlamda taraftar bulmaktadır. “Sünni-Hanife ulema”, ilahiyat dünyası ve Diyanet İşleri Başkanlığı, Muaviye yorumunun IŞİD versiyonu olan bu kuşatma karşısında sorumluluktan, eleştirel olmaktan ve yol göstermekten kaçarak vebal altında kalmaktadır. Bize göre Şam Muaviye camisinde namaz kılmayı hedef alan bir İslam anlayışının, adalet, eşitlik ve refah getirmesi ve iflah olması mümkün değildir.

Alevilerin eski dini kültürlerini terk etmemekle birlikte, Hak, Muhammed, Ali üçlemesini dillerinden düşürmemesi bir çelişki gibi görünse de, Aleviliğin her “iyiyi” ve mazlumu alıp içselleştirdiği-kabullendiği, yüzyıllar sonunda bunun bir kabule yani itikade dönüştüğü gerçeğini gözden kaçırmamak gerekir. Bu bağlamda Yol ulularının bu müşkülü nasıl formüle ettikleri, Ehli Beyt İslam’ı ile Aleviliği nasıl harmanladıkları şayanı hayrettir ve takdire değer bir durumdur.
Baktığımızda, “Alisiz Aleviler” içinde Yol’u süren ve itikad eden yoktur. Yani Ali’li de Ali’siz de olsa bu arkadaşların pratiğinde Alevilik bulunmuyor. Dolaysıyla; tarih, teoloji ve din sosyolojisinden habersiz olan söz konusu “teorisyenler”, aynı zamanda Yol’a talib olmadıkları halde hariçten gazel okuyorlar
… Yol’a uymak ve kurallarını yerine getirmek yerine, Yol’u kendilerine uydurmak, yani yok etmek çabası içindedirler. Aleviler bu projelere, ihtiraslara izin vermeyecek ve bu sorunu da aşacaklardır.
Efendim “Alevilik Horasan’a değil, Anadolu halklarına ait bir inançmış. Türk ve Türkmen unsurlar da aslında Hitit (Hatti), Luvi, Sümer gibi Anadolu yerlisi halkların karışımıymış. Türk diye bir kavim yokmuş! İran Horasanında bulunan ve kendilerini Türk-Türkmen olarak ifade eden unsurlar, Anadolu’dan o bölgeye göçen halklarmış…”
Hani “güler misin ağalar mısın” denir ya, tam da o durum…
Dünyanın herhangi bir coğrafyasında Türkiye, Azerbaycan, İran, Türkistan, Türkmenistan veya Balkan ülkelerinde bu savınıza sizden başka “evet” diyen tarih ya da teoloji alanında otorite kabul edilen, yazdıkları ve iddiaları ciddiye alınan bir şahsiyet var mı?
Şahsen bu kendinden menkul ve veya uluslararası odaklar tarafından finanse edilme olasılığı yüksek olan iddia ve ekonomik-politik amaçlı yönlendirmelere, şu ana değin tarih konusunda otorite diyebileceğimiz hiç kimse “eyvallah” dememiştir. Çünkü iddialar asılsız, köksüz, amaçlı ve uydurmadır. Verilen kaynaklar sahte ve zorlamadır, yer yer tahrif edilmiş, saptırılmıştır. Uydurmadır, saçmadır ama gelin görün ki, akıcı bir dille yazılan ve konuşulan bu senaryo ve iddiaları, yurt içinde ve dışında ciddiye alan çok sayıda insanımız, özellikle gencimiz vardır. Bu canların, iddiaları farklı kaynaklar bularak okuma, kıyaslama, tartma-ölçme imkânları yoktur.

Yol’a dair hiçbir meşakkate talip olmayan bazı arkadaşların talip olduğu tek hedef kurumlarımıza başkan olmak ve Yol’un binlerce müşkülünden hiçbirine çözüm üretmeden, yeni tanımlar uydurmak ve tek güvencemiz olan kurumlarımızı bölüp-parçalayarak ilk fırsatta siyasete atlamak!
“Çözüm siyasette kardeşim, milletvekili olalım ki, sorunlarımıza çözüm bulalım” diyorlar. Bir kere tek çözüm siyasette değil ve en büyük yanılgı da bu… Bu argümanı toplumu kandırmak adına kullanıyorlar! İktidar olunmaması halinde TBMM’de yapacak hiçbir şey yoktur ve “şunu bunu yapacağız” lafları da koskoca bir yalandan ibaret… Bu bir, iki; eğer bu kurumlarımız, ırkçılık (HDP kuyrukçuluğu) ve kişisel hedeflere kurban edilip -itibarsızlaştırıp, çürütülmeseydi, bölmeye, kullanmaya değil, birleştirip tek yumruk olmamıza emek verilseydi ve siyasi iktidarın önüne bu güçle çıkabilseydik TBMM’de yapacağınız hizmetin on katı daha fazla hizmet üretebilir, birçok derde deva olabilirdik…

Bu arkadaşlara sormalı; AKP’nin finansal desteğiyle kurulan güya Alevi Federasyonuyla, sizin Kürt Alevi Federasyonu arasında niyet itibariyle ne fark var? Bunun bir tek açıklaması var, o da Aleviliği kişisel-siyasal kariyer ve emperyal projeler adına kullanmak, kurban etmek!
Peki, Alevilerin “Alisiz Alevi, İslam içi-dışı, Türk-Kürt” gibi parçalara bölünmesinden kim ne kazanır, kim ne kaybeder? Bu sorunun yanıtını bulursak, kazananını da kaybedeninin de bulmuş oluruz.
Alevilerin birliği ve sosyolojik doğrultusu, iki kanaldan tehdit altındadır; biri emperyalizm (ki, bu çevreler Alevilerin ayrılıkçı potansiyel taşıyıp-taşımadıklarını ölçmekle meşguller), diğeri ise Kürt Hareketidir.